Ülkemiz tarımının bel kemiği olan bölgelerden birinde, geçen hafta sona eren hasat dönemi sonrası çiftçiler, bu yılki ürünlerini toplamanın yanı sıra, hemen ardından yaşanan çeşitli zorluklarla yüzleşmek zorunda kalıyor. Sürekli değişen hava koşulları, artan girdi maliyetleri ve piyasa dalgalanmaları, çiftçilerin geçim kaynaklarını tehdit ederken, tarım sektörü için alarm zillerini çaldırmaya devam ediyor. Bu süreç, çiftçilerin en büyük getirisi olan hasat döneminin hemen ardından gelen 'nöbet' dönemine girmeleri anlamına geliyor. Hasadın sona ermesi, tüketici için rahatlatıcı bir durum gibi görünse de, üretici için yeni zorlukların kapısını açıyor.
Hasat dönemi sonrasında, çiftçilerin karşılaştığı zorluklar farklı boyutlarda kendini gösteriyor. Öncelikle, geçen yılın gelirleri ile bu yılın giderleri arasında bir denge kurulamaması, çiftçilerin finansal olarak zor durumda kalmasına neden oluyor. Artan gübre ve ilaç fiyatları, nakliye masrafları ve hayat pahalılığı, üreticilerin kâr marjını düşürerek borç batağına sürüklemekte. Özellikle küçük ölçekli çiftçiler, bu durumdan en kötü etkilenen kesimlerden biri olarak öne çıkıyor. Birçok üretici, borçlarını kapatamadan kış mevsimine girmekten endişe ediyor.
Buna ek olarak, pandemi sonrası yaşanan iş gücü sorunları da sektörü tehdit eden önemli bir etken. Şehirden köye dönen iş gücünün azalması, tarımsal faaliyetleri zorlaştırırken, tarım arazilerinin bakımından verimliliğine kadar birçok alanı olumsuz etkiliyor. Çiftçiler, ekim dönemi geldiğinde gerekli gücü bulmakta zorlanıyor ve bu durum ürün verimliliğini düşürüyor.
İngilizcesi “sustainable agriculture” olarak bilinen sürdürülebilir tarım uygulamaları, bu zorlukları aşmanın önemli bir yolu olarak karşımıza çıkıyor. Tarım arazilerinin daha verimli kullanılması ve çevre dostu yöntemlerin benimsenmesi, hem üretimi artıracak hem de maliyetleri düşürecektir. Devletin destekleri ile çiftçilere, düşük faizli krediler ve çeşitli teşvikler sağlanabilir; böylece tarımda yeniden bir canlanma yaşanabilir. Ayrıca, kooperatifleşme ve birlik oluşturma gibi seçenekler de üreticilerin dayanışma içinde olmasını sağlayarak güçlendirebilir.
Çiftçilerin yaşadığı bu geçim sıkıntısı yalnızca kendilerini etkilemekle kalmıyor; aynı zamanda tüketiciler üzerinde de büyük bir yük oluşturuyor. Ancak doğru adımlar atılarak, tarım sektöründe sürdürülebilir bir gelecek mümkündür. Tarım alanında atılacak bu adımlar, hem çifti hem de tüketiciyi korumak açısından büyük önem taşımaktadır. Ülkemizin tarım potansiyelini israf etmeden ve verimliliği artırarak, daha sürdürülebilir bir gelecek için harekete geçme zamanı!